- 'Cumhurbaşkanına 1,5 milyon ağacın akıbeti sorulmalı'
- İYİ Parti'den 'Gürlek' tepkisi: 'Hukuk beklemek mümkün değil'
- Epstein belgeleri Fransa’yı karıştırdı: Eski bakanın başkanlık ettiği enstitüye polis baskını
- Beşiktaş - Galatasaray derbisinin tarihi belli oldu!
- Yunanistan hidrokarbon için düğmeye bastı
Edebiyatın Müziği, Yazmak Eylemi!
16 Şubat, 2026Yazmak eylemi tıpkı bir enstrüman çalmak gibidir. Her yazar, kendi zihninin orkestra şefidir. Elindeki kalemle veya klavyeyle boş sayfanın sessizliğini bozar ve oraya bir anlam dünyası inşa eder.
Dinleyiciye ulaşan melodi, okurun zihninde yankılanan fikirdir. Yazmak sadece bir şeyler karalamak değil; ritmi, tınısı ve akordu olan bir performans sanatıdır.
Bu benzetmeyi biraz daha derinleştirmek istiyorum. Yazmak eyleminin neden "edebiyatın müziği" olduğunu cümlelerin ritminden anlamak mümkün... Nasıl ki bir şarkı sürekli aynı tempoda giderse sıkıcılaşırsa, yazı da öyledir. Kısa cümlelerin bir staccato gibi vurucu olması yazıya hız katar. Uzun, ağdalı cümleler bezen legato gibi akar gider. Derinlik ve huzur verir okuyucuya. İyi bir yazar, okuyucunun nefesini bu cümle geçişleriyle kontrol eder; tıpkı bir müzisyenin metronomu kullanması gibidir. O nedenle her yazı yazan, yazar değildir!
Kelimelerin Tınısı Vardır!
Her kelimenin bir sesi vardır. Bazı kelimeler sert ve köşelidir. Bazıları yumuşak ve akışkandır. Doğru kelimeyi seçmek, bir piyanoda doğru tuşa basmak gibidir. Yanlış bir "nota" (kelime), bütün bir paragrafın akordunu bozabilir.
Yazılarımdaki “Üslubu” tıpkı bir enstrüman seçimime benzetirim. Çünkü her yazarın kendine has bir sesi vardır.
Deneme yazarı: Belki bir flüt gibi hafif ve kıvraktır.
Akademik yazar: Bir çello gibi ağırbaşlı ve kurallara bağlıdır.
Şair: Arp gibi her dokunuşu yankı uyandıran bir enstrümandır.
Bir enstrümanda ustalaşmak için yapılan o bitmek bilmeyen gam çalışmaları, yazarlıkta "karalama" yapmanın karşılığıdır. Çok yazarsın, çok silersin; ta ki o parmaklar veya kalem artık düşünmeden en doğru melodiye akana kadar devam eder. Ustalaştığını sandığında caz sanatçıları gibi doğaçlama yaparak, sesinle kıvraklaşmaya başlarsın!
"Müzik, sessizliği nasıl süslüyorsa; yazı da boş sayfayı öyle anlamlandırır."
Yazmak ve enstrüman çalmak arasındaki o büyülü bağ benzerliği sadece teknik bir benzerlik değildir. Aynı zamanda zihinsel ve ruhsal bir kondisyon meselesidir. İşte bu süreci "bestelemek" olarak görebiliriz. Her işin derin bir katmanı olduğunu unutmayalım. Yazmak eyleminde olduğu gibi enstrüman çalma yeteneğimizin gelişmesi de her işin derin katmanına doğru yol aldığımız yeteneğimizi/becerimizi gösterir.
İyi bir müzisyenin kulağı nasıl hassas ise, iyi bir yazarın da "iç kulağı" öyle gelişmiştir. Yazdığınız cümleyi sesli okuduğunuzda, nerede tökezlediğinizi hemen anlarsınız. Ahenk mutlaka kelimelerin yan yana gelmesiyle çıkardığı sesin karşılığı, bir kemanın yayını teller üzerinde gezdirmesi gibidir.
Yazıda “es vermek” okuyucuyu yormadan, doğru yerde nefes alıp, beklemesini sağlamaktır. Elimize bir gitar alıp ilk günde bir konçerto çalamayız. Yazarlıkta da durum aynıdır…
Mesela benim akorlarım kütüphanemdedir. Ne kadar çok kelime bilirsem, o kadar karmaşık duyguları ifade edebilirim. Okuyucumu daha fazla heyecanlandırıp, şaşırtabilirim. Okuyucunun kelimeler, cümlelerimin arasında dans eder bir edayla dolaşmasından keyif alırım. Yazmayı seviyorum. Yazmak eylemi benim için sağlıklı zihinsel beslenme türüdür. Gramer nasıl müziğin teorisi ise, yazmak eyleminde kuralları bilmek ve o kuralları sanat adına bilinçli bir şekilde yapabilmektir.
Bir parçayı "Minör" (hüzünlü) ya da "Majör" (neşeli) çalabiliriz. Aynı olay iki farklı yazarın anlatımında okuyucuya hissettirdikleri farklı olur. Bir gerilim hikâyesi yazarken seçtiğim kelimeler de, bir gerilim filmindeki o huzursuz edici keman sesleri de aynı frekansta olabilir. Müzikte sesin giderek yükselmesini bir metnin finale doğru artan gerilimine benzetirim.
Benim için yazı yazmak eylemi, şiir yazmak gibidir. Enstrümanımın arp ya da ney olduğunu düşünürüm. Bazen de çok renkli, çok sesli enstrümanlardan oluşan bir orkestra gibi yazarım. Kelimelerle dans ettiğim anlardan büyük haz alırım. Çünkü dokunduğun an havada asılı kalan, yankısı kelimeden daha uzun süren bir sestir... Kelimelere takla attırmaya bayılırım. Kelime cambazıyım!
"Şiir gibi yazarak", düz yazının o katı ve rasyonel yollarından çıkarım. Kelimelerin sadece anlamıyla değil, ruh haliyle oynarım. Bu tarz bir yazma becerisi, bir enstrümanı çalarken notalara basmak değil, telleri titretmek gibidir. İşte bu yüzden okuyucularım makalelerimin de “şiir gibi” aktığını söylerler.
Şiirsel üslubum müzikal metaforlarımın akorunda "sessizliğin göğsü yarıldı" der gibi yazılarımdan süzülür gider... Bu, zenginlik okuyucunun zihninde birden fazla duygunun aynı anda tınlamasını sağlar.
Şiirsel yazıda virgüller, bir keman yayının duraksamasıdır. Noktalar ise derin bir nefestir. Sadece bilgi vermem, okuyucunun benimle birlikte aynı tempoda nefes alıp vermesini sağlarım.
“Zamanı, parmaklarımın arasından süzülen bir kum saati değil; durmuş bir rüzgârın kokusu gibi" hissettirmeye çalışırım.
Yazının ritmik gücü, kelimelerin ses uyumu, yazılarımın altındaki gizli davulun sesidir. Yazı yazarken aynı zamanda bir beste yaparım. Şiirsel yazılarımın "solo performansı” metnin iskeletini oluşturur. Bir duygunun ilk notası, bir imgedir! Duyguların ritmik artışı, havada asılı kalan bir soru veya çarpıcı bir suskunluğu çağırır.
Peki, senin enstrümanın hangisi?
Yazarken kendini bir piyano başında ağır başlı bir klasik müzik bestecisi gibi mi, yoksa bir saksafonla doğaçlama yapan bir cazcı gibi mi hissediyorsun?
"Düz yazı yürümektir, şiir gibi yazmak ise dans etmektir."
Sağlık ve sevgiyle iyi yıllar...
Aydan Tuncayengin
www.aydantuncayengin.com
Yorum Ekle
Yazarın diğer yazıları
- Edebiyatın Müziği, Yazmak Eylemi!
- 2026 ve bir umut hikâyesi!
- Toksik İnsanlar!
- Medeniyetini Kaybeden İnsanoğlu!
- Gönüllülük ve Aidiyet Duygun Yoksa STK’da İşin Ne?
- Unutmamak, Hissetmek ve Bir Olmak!
- ARSUZ GENÇLİK KAMPI
- TÜLOV Bodrum Geleneksel 4. Gençlik Kampı
- Tehdit Siyaseti!
- Sosyal Terbiye!
- Tüm Yazıları
SOSYAL MEDYA
MAGAZİN
Özgü Namal’dan Berlin’de alkışlanan ‘Türkiye’ çıkışı: O soruyu anında düzeltti!
Berlin Film Festivali’nde "En İyi Oyuncu" dalında Gümüş Ayı’ya aday gösterilen Özgü Namal, katıldığı söyleşide Türkiye ile ilgili sorulan provokatif soruyu düzelterek büyük takdir topladı...
TEKNOLOJİ
EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ
Ciltte kaşıntı ve kızarıklığa dikkat: Egzama belirtileri neler?
Egzamanın hem çocuklarda hem de erişkinlerde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebileceğini belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Gizem Eren, “Egzama birçok iç ve dış faktörle tetiklenebilir. Sabunlar, deterjanlar, parfümler, bazı metaller, bitkilerle temas, nem, toz, polen ve küf egzamanın ortaya çıkmasına yol açabilir. Soğuk ve kuru hava da cilt bariyerini bozarak şikayetleri artırabilir” dedi.






Yorumlar
Bu haberde yorum bulunmamaktadir.