Yukarı
440540

‘Bir Rengin Tanıklığı’ sergisi... Kırmızıyla açılan hafıza kapısı

17 Ocak 2026 09:00

Habip Aydoğdu’nun “Bir Rengin Tanıklığı” başlıklı sergisi, 10 yıl aradan sonra İstanbul’da yeniden izleyiciyle buluşuyor. Brieflyart’ta açılan sergi, resmi bir estetik nesneden çok, bir hafıza kaydı olarak okumaya çağırıyor.

Beyoğlu’nda bir galerinin kapısından içeri giriyorsunuz, ama aslında bir mekâna değil, bir yüzeye giriyorsunuz: Üst üste binmiş izlerin, geri dönüp yeniden başlayan cümlelerin, aceleyle sürülmüş katmanların yüzeyine. Habip Aydoğdu’nun “Bir Rengin Tanıklığı” sergisi (Brieflyart, 13 Ocak-22 Şubat 2026), resme bakma alışkanlığını kırıp resmi bir hafıza kaydı gibi okumaya çağırıyor. 10 yıl aradan sonra İstanbul’da yeniden kurulan bu buluşma, bir “dönüş” değil, bitmemiş bir anlatının kaldığı yerden sürmesidir.

Aydoğdu’nun dünyasında kırmızı, bir süs rengi değildir. Gösterişe değil, yaşanmışlığa yaslanır. Kimi zaman bir ıstampa izi gibi keskin ve damgalayıcı; kimi zaman kan kadar yoğun; kimi zaman da bir göç yolunun tozu kadar mat. Üstelik bu kırmızının başlangıcında çok insani bir hikâye vardır: Askerlik döneminde Nusaybin’de, malzeme yokluğunda dolmakalem ve kırmızı ıstampa mürekkebiyle resim yapmanın mecburiyeti. Kırmızının “yokluk”la akrabalığı belki buradan gelir ama zamanla o akrabalık, yalnız kişisel tarihe değil memleketin kaderine de dokunan bir çağrışıma dönüşür. Kırmızı artık tek başına bir renk değil; bir hatırlama biçimi olur.

Image

‘HABİP KIRMIZISI’

Bazı sanatçılar bir rengi kendi imzasına dönüştürür. Aydoğdu’nun imzası da bu anlamda kırmızıdır: “Habip kırmızısı” denince akla gelen şey tek bir ton değil, bir skaladır: Istampa kırmızısı, koyu kırmızı, kan kırmızısı... Çoğu kez bu kırmızının ardına eklenen siyah da vardır: Kırmızının omzuna binen gölge, gerilimi büyüten karşı ses. Bu iki renk yan yana geldiğinde resim birden “saf estetik” olmaktan çıkar yaşamın çelişkilerine açılır. İsyanla sevgi aynı yüzeyde durabilir. Huzurla huzursuzluk birbirinin içine sızabilir. Gururla kırılganlık, güçle endişe tek bir katmanda buluşabilir.

Aydoğdu’nun resminde asıl mesele, rengin tek başına parlaması değil, renk ile boşluğun birbirini nasıl taşıdığıdır. Boşluk, burada yalnız “boş bırakılan yer” değildir, kuşatan bir alan, yaşanmamış bir zaman, varlığın eşiği gibi davranır. Renk ise “şimdi ve burada”nın dürtüsüdür, zihnin karmaşasını ve duyumların en küçük nüansını bile yüklenebilen canlı bir güç. Renk boşluğun içinde doğar, ama aynı anda boşluğu da yutar, yüzeyin nefesini değiştirir. Bu yüzden Aydoğdu’nun tuvalleri düz bir bakışla tüketilmez: Yaklaştıkça katmanlar çoğalır, geri çekildikçe bütün o katmanlar tek bir ritme dönüşür.

Bu ritim bazen ani bir patlama gibi gelir, bazen kontrollü bir gerilim gibi sürer. Jestler vardır ama rastgele değildir o jestler. Sanki her hamlenin ardında, daha önce yaşanmış bir şeyin izi saklıdır. Yüzey bir sahneye döner: Yaşanmış ve hâlâ yaşayan bir sahne. İzleyicinin karşısında duran şey, tek bir anın fotoğrafı değil, birikerek dönüşmüş bir sürekliliktir.

BİRİKEREK DÖNÜŞME

AYDOĞDU’NUN “Sanat birikerek dönüşür” fikri tuvalin üzerinde açıkça görülür: Resim bir anda olup bitmez, kendi tarihini taşır. Katmanlar birbirini örtmek için değil, birbirini çoğaltmak için vardır. Bir yerde kırmızı çekilir, başka bir yerde yeniden yükselir. Siyah bazen susturur gibi olur, bazen daha yüksek bir sesin zeminini kurar. Bu karşılaşmaların içinde “tanıklık” dediğimiz şey yalnız sanatçının hayatına ait bir hatıra değildir, resmin kendi hafızasıdır. Renk, insanlığın bıraktığı izlere, uygarlıkların katmanlarına, kolektif duyumlara da tanıklık eder. Binlerce tonun içinden en eski tanıklar gibi duran kırmızı ve siyah, burada yalnız “boya” değildir, zamanın dilidir.

“Bir Rengin Tanıklığı”, izleyiciyi bir galerinin duvarlarında dolaştırmaktan çok, bir yüzeyin içinde dolaştırıyor. O yüzeyde her iz, bir cümlenin yarım kalmış yerini tamamlıyor; her katman, geçmişle bugünün arasındaki mesafeyi daraltıyor. Aydoğdu’nun kırmızısı, bir kez görüldüğünde akılda kalmıyor, daha zor bir şey yapıyor: İçeride bir yerde, unutulmuş bir şeyi dürtüyor. Resim bitmiyor, bakışın içinde sürüyor

Cumhuriyet



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


Diğer Haberler

36 sanatçı, 36 güçlü kare: 'Kadın' sergisi sanatseverlerle buluşuyor

Ankara’da düzenlenen “Kadın” Fotoğraf Sergisi, Türk fotoğrafçılığının önemli isimlerini aynı çatı altında buluşturuyor. 36 sanatçının eserlerinden oluşan seçki, kadın teması etrafında şek...

Usta oyuncu Şevket Altuğ şaşırttı: Son haline yorum yağdı

Türk sineması ve televizyon tarihinin kült yapımlarında canlandırdığı karakterlerle hafızalara kazınan usta sanatçı Şevket Altuğ, uzun süren sessizliğini doğum günü paylaşımıyla bozdu. Uz...


Oktay Kaynarca ve Emel Müftüoğlu 'Çatlı' filminin galasında buluştu

Abdullah Çatlı’nın hayatını konu alan “Çatlı” filminin gösterimi, Taşyapı etkinlik alanında düzenlenen iftar programıyla yapıldı. Galaya katılanlar arasında, aynı gün yürütülen uyuşturucu...

Sümeyra Çakır, NHKM’de anıldı... ‘Serçelerin süvarisi’

“Ortak Hayal” kavramı, sergiyle birlikte başka bir yöne evrildi, NHKM’nin “Ortak Hayalin Çağrısı: Yürüyelim!” açıklaması, “enformasyon çağı” adı altında bireycilik ve rekabetçilikle örgüt...


Mersin Devlet Opera ve Balesi 'La Boheme' operasını sahneleyecek...

La Boheme operası Mersin Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenecek. Mersin Devlet Opera ve Balesi (MDOB), İtalyan besteci Giacomo Puccini'nin başyapıtlarından "La Boheme" operasını s...

Antalya'da 'Müzikal Rönesans' konseri sanatseverlerle buluştu

Antalya Devlet Opera ve Balesi "Müzikal Rönesans" konseriyle sahne aldı. DOB'dan yapılan açıklamaya göre, Antalya'da ilk kez seslendirilen Zelenka'nın virtüöz trio sonatlarından Purcell, ...


Rock müziğin efsanesi beyazperdeye taşınıyor...

Efsanevi rock grubu Bon Jovi’nin şöhrete yükseliş hikayesi, Universal Pictures imzasıyla sinema izleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor. 'It's My Life' gibi unutulmaz eserlere imza atan grub...

Tophane Çeşmesi tahrip edildi: 'Caydırıcı cezalar uygulanmalı'

Tophane Çeşmesi’ndeki tahribatın ardından uzmanlar, Türkiye’de kültürel mirasa zarar verenlere yönelik cezaların caydırıcı olmadığını belirterek koruma politikalarının gözden geçirilmesi ...


Girit’ten öteye geçen yalnız insanlar değil, hafızadır

Mediha Selda Avcı, Remzi Kitabevi tarafından yayımlanan bu ilk romanında, göçün yalnızca toprağı değil, insanın kalbini, evini ve belleğini de yerinden ettiğini anlatıyor. Bazı romanlar v...

SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

“Delikanlı” dizisinde dikkat çeken benzerlik

Başrolünde Mert Ramazan Demir’in yer aldığı ve "Yusuf" karakterine hayat verdiği Delikanlı dizisi, ilk fragmanının yayınlanmasıyla birlikte dijital platformlarda dikkat çekti. Yapım aşama...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Belirti vermeden ilerleyen hastalık...

Dünya Glokom Haftası kapsamında uyarılarda bulunan Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Faruk Kaya, "Halk arasında göz tansiyonu olarak bilinen glokom, Türkiye'de yaklaşık 2 milyon insanı tehdit ediyor. Ancak sinsi ilerleyen hastalık nedeniyle birçok hasta durumun farkında değil. Hasar oluştuktan sonra geri dönüş yok, 40 yaş sonrası her yıl kontrol şart" dedi.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR