Yukarı
440419

Ekrem İmamoğlu'nun diploma davası bugün görülecek... Duruşma öncesi gerginlik çıktı!

15 Ocak 2026 11:35

Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptaline ilişkin açtığı davanın ilk duruşması bugün Silivri’de görülüyor. CHP lideri Özgür Özel'in de takip ettiğii duruşma öncesi gerginlik yaşandı. Jandarma, duruşmanın yapıldığı salona girmek isteyenleri kalkanlar ve bariyerlerle uzaklaştırdı. Arbedede bayılan yaşlı yurttaşlar oldu. Savunma yapan İmamoğlu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın İstanbul Üniversitesi’ne gönderdiği yazıyı hatırlatarak "Bu yazı bir uyarı değildir. Bu yazı bir denetim değildir. Bu yazı açıkça tehdittir. … Açıkça şunu söylüyorlar: 'Bu kişi, bu diplomasıyla her an Cumhurbaşkanı adayı olabilir. Acele edin'" ifadesini kullandı.

Tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasının iptaline ilişkin açtığı davanın ilk duruşması, bugün Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu içerisindeki mahkeme salonunda görülüyor.

İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nde görülen duruşmayı, CHP Genel Başkanı Özgür Özel de takip ediyor.

DURUŞMA ÖNCESİ GERGİNLİK

İmamoğlu'nun duruşmasının yapılacağı salon, jandarma tarafından adeta ablukaya alındı. İçeri girişlere izin verilmezken, sadece görüşü olanlar ve gazeteciler alındı.

Ayrıca duruşma yine Silivri'deki en küçük salona alındığı için, milletvekilleri ve basın mensupları salona alınmadı. Duruşma salonuna girişlerin kapatılması üzerine, davayı takip etmek isteyenler ile jandarma arasında gerginlik çıktı.

ARBEDE ÇIKTI, BAYILANLAR OLDU

Jandarma duruşmanın yapıldığı salona girmek isteyenleri kalkanlar ve bariyerlerle uzaklaştırdı. Arbedede bayılan yaşlı yurttaşlar oldu.

 

Bayılan yurttaş, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik ve partililer tarafından taşındı.

İMAMOĞLU ALKIŞLARLA KARŞILANDI

İmamoğlu, davanın görüleceği duruşma salonuna girişinde alkışlarla karşılandı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, kendisini alkışlarla karşılayanları el sallayarak selamladı.

"BU KÜRSÜDE BİR DEVLETİN HUKUK DEVLETİ OLMA İDDİASI YARGILANIYOR"

İmamoğlu, savunmasında şu ifadeleri kullandı:

"Yargılama ortamlarının kolaylaştırmak ve insanların bu tür ortamlarda daha iyi savunma yapması çok kıymetli. Elbette yerinde olsa daha anlamlı olurdu, ama burası uygun görülmüş. Sabah buraya gelirken kolaylaştırma ve zorlaştırma aşamasındaki o önemli duyguyu bana yaşatan memurlara teşekkür ederim. 

Bugünkü davanın hayati önemde bir dava olduğunu ve buradaki itirazımızın da sadece İmamoğlu ile ilgili olmadığını anlatacağız. 

Böyle bir duruşmanın daha kapsamlı bir salonda yapılması daha verimli bir ortamı sağlardı. Görüyorsunuz ki; Genel Başkanımız Özgür Özel ve birçok değerli insan var. Böylesi bir ortamda ‘zorlaştırmayınız, kolaylaştırınız’ ilahi emirdir. Ama yine de ne yazık ki burayı yöneten irade bunu pas geçti. Ancak siz ve heyetimize de teşekkür ederim.

Belli ki zor bir yıl olacak. Ülkemiz ve adalet, sınav veriyor. Bu vesileyle Miraç Kandili'nin olduğu gün bu duruşma yapılıyor. Dinimizin esasında iyi olmak vardır. Ben de kendimce iyi insan olma gayretinde bir insanım. Biraz sonra 17-18-19 yaş dönemimi konuşacağız. Nasıl bir duruma düşürüldüğümü izah edeceğim. 

Dindarların iyi insan olmaması hususu çok tartışılır. Mesela iftira yoktur, kamu kaynaklarını kirletmek yoktur. Devlet eliyle bu yapılmaz, yargı eliyle hiç yapılmaz. 

'Bunların konumuzla ilgisi yoktur' dersiniz, ama bu bütünün bir parçası. Yargıda yaşanan yoğun saldırıları da içine alan bir durum… Çok kutsal bir göreviniz var, bu kutsallığı en zor duruma taşıyacak bir atmosfer var. 

Toplumda iyi insan olmayı zirveye taşıyacaksak bunun idareden, yasadan, yargıdan başlaması gerekir.  Ahlak, kula kulluk ermemek iyi insan olmanın hususları. Yargı önünde bunu söylerken de zorlanıyorum. 

‘Adalet mülkün temelidir.’ Bu kavramı korumanızı ve bu tarihi fırsatı iyi değerlendirmenizi dilerim. Bugün bu kürsüde bir insan değil, bir devletin hukuk devleti olma iddiası yargılanıyor.

Bugün çok kötü günlerden geçiyoruz. Bugün zalimliğin daha önce görülmemiş biçimiyle karşı karşıyayız. İnsanların emekle elde edilmiş tüm kazanımlarının yok edilmesi ile karşı karşıyayız.

"BEN ZULME SESSİZ KALMAMAK ADINA BURADAYIM"

Ben bugün diploma savunması yapmak için gelmedim. Bir gencin devletine inanarak kurduğu emeğinin nasıl geriye doğru söküldüğünü göstermek için geldim. 

Devletin en kadim kurumları yerle bir edilmiştir. Bu karar yalnızca bana yönelmiş değil, milyonlarca insana yönelmiş bir işlemdir. Kendimi kendi adıma değil, 86 milyon insan adına hak arayan bir konumda görüyorum. 

Bu asla tek kişinin hak arayışı değildir. Ben zulme sessiz kalmamak adına buradayım. Bu mücadele kurallara uyan, devlete verdiği vergiye güvenen herkesin mücadelesidir. Siz de öyle. Ben tam da bu yüzden burada bu mücadele veriyorum. 

Bu kötü zihnin zalimliğin, en pespaye hareketlerin bu kadar titiz davranmasan neler yapabileceklerini düşünemiyorum. 

"ÜNİVERSİTE BİLGİ NOTUNA RAĞMEN YAPTIĞI İŞLEMİ İNKÂR EDİYOR"

İstanbul Üniversitesi'nin bir çalışması var. 2024’ün Ekim ayında yapılmış. Aynı rektörün, o dönemdeki işlemlerle ilgili açıklayıcı bir metni var. Denklik aranmadığı vb. gibi.. Ne oldu da 3-4 ayda her şey değişti? 

Bir an için benim sözlerimi unutun, bu üniversitenin yatay geçiş bilgi notu başlıklı raporu çok önemli. Kendi hazırladığı bilgi notunda diyor ki '35 yıl önce aradığınız şartlar bugün yoktu'… Yani 'Bu kuralları alıp 18 yaşındaki gencin başına balyoz gibi indiremezsiniz' diyor. 

Dahası bu uygulamanın istisnai değil yerleşik bir uygulama olduğu da açıkça yazıyor. Şimdi üniversite kendi yaptığı bilgi notuna rağmen kendi yaptığı işlemi inkâr ediyor…. Kendi hazırladığı not geçerli değilse hangi belge geçerli olacak.

Ekrem İmamoğlu, bu sürecin masum gençlerinden biridir. Burada hâlâ üniversiteden arkadaşlarım bulunmaktadır. Üniversite, tamamen kendi iradesiyle ve yürürlükteki mevzuata dayanarak bu süreci başlatmış, bunu da ülkenin en yüksek tirajlı gazetelerinden biri aracılığıyla kamuoyuna duyurmuştur.

Bugün bana yöneltilen iddialar, sanki bu ilan hiç yokmuş gibi konuşmaktadır. Oysa bu ilan bir devlet müdahalesiyle değil, üniversitenin kendi kararıyla ve yıllar öncesinde yayımlanmıştır. Bu başvurunun sahibinin kim olacağı önceden belli değildir. Kimlerin bu haktan yararlanacağı da bilinemez.

Yani ortada öngörülebilir, planlı, kişiye özel bir durum yoktur. İlân herkese açıktır. Kim başvurur, kim kazanır, kim değerlendirilir, bunların hiçbiri önceden tahmin edilemez. Asker de başvurabilir, sivil de; herkes için eşit bir süreçtir.

Henüz 17–18 yaşında bir öğrenciyken geleceği öngörmek mümkün müdür? Ekrem İmamoğlu’nun yıllar sonra Cumhurbaşkanlığı adaylığı söz konusu olacak diye benim için özel bir hazırlık mı yapılmıştır? Bu iddialar tamamen sonradan uydurulmuş senaryolardır. 

Gerçek şudur: Ortada ne bir gizli plan vardır, ne kişiye özel bir hazırlık, ne de perde arkasında yürütülmüş herhangi bir işlem. Ortada yalnızca üniversitenin, iki yıl önceden, herkes için başlattığı, gazetede ilan ettiği açık ve hukuka uygun bir süreç vardır.

Ben de bu ilanı görerek, bu ilana güvenerek ve devletin kendi koyduğu kurallara inanarak hareket eden binlerce öğrenciden yalnızca biriyim.

"LÜTFEN DİNLERKEN HERKES KENDİ ÇOCUĞUNU DÜŞÜNSÜN"

19 yaşında bir gencin hikâyesidir bu. Lütfen dinlerken herkes kendi çocuğunu düşünsün, yaşı tutuyorsa evladını, kardeşini düşünsün; kendi hayatı gözlerinin önünden geçsin. Rica ediyorum, böyle dinleyin.

Dilekçemde açıkça şunu yazıyorum: 1988–1989 öğretim yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren University College of Northern Cyprus’ta önce hazırlık bölümünü, ardından İngilizce İşletme bölümünü okudum. İkinci sınıfı alttan ders bırakmadan tamamladım. Öğrenimimin kalan bölümünü, Yükseköğretim Kurumunuz bünyesindeki İngilizce İşletme Bölümü’nde sürdürmek istiyorum.

Bu dilekçenin altında adım var, tarih var, imzam var. İçeriği son derece açık. Anlatım net, talep nettir.

Bu dilekçede gizli hiçbir ifade yoktur. Yanıltıcı tek bir beyan yoktur. Aksine, hangi üniversitede eğitim alındığı, hangi bölümün okunduğu, hangi sınıfın tamamlandığı açıkça yazılmıştır. Talebin ne olduğu hiçbir tereddüde yer bırakmayacak biçimde ifade edilmiştir.

Bu bir lütuf talebi değildir. Devletten bir ayrıcalık istemek değildir. Bu, yayımlanmış bir ilanla doğmuş, mevzuatın tanıdığı bir hakkın kullanılmasına ilişkin başvurudur.

Bugün bana yöneltilen iddialar, işte bu dilekçeyi yok saymamı, bu satırları yazan 19 yaşındaki gencin iyi niyetini görmezden gelmemi bekliyor. Oysa bu dilekçe, devletine güvenen, kurallara uyan ve hayatını buna göre kuran bir öğrencinin en açık belgesidir.

Üstelik başvuru dilekçesi tek başına bırakılmış bir metin de değildir. Aksine, son derece titiz davranılmıştır; iyi ki de öyle yapılmıştır. Dosya eksiksiz şekilde hazırlanmıştır.

Dilekçeye ek olarak;

– Transkript sunulmuştur,

– Geldiğim üniversiteye ait belgeler eklenmiştir,

– Hatta üniversitenin tanıtım broşürleri dahi dosyaya konulmuştur.

Bugün bu broşürler üzerinden yapılan tartışmalar son derece sığdır. Bir üniversite, kendi tanıtım broşürlerini gizlemez. Bunlar zaten herkese açık belgelerdir. Dosyaya saklanmadan, açıkça, tek tek konulmuştur.

Tekrar ediyorum: Dosyada ne vardır? Bir dilekçe vardır. Bir transkript vardır. Eğitim alınan üniversiteye ait tanıtım broşürleri vardır. Her şey açıktır. Her şey şeffaftır.

Ne gizlenen bir husus vardır ne de yanıltmaya yönelik en ufak bir girişim.

Başvuru dosyamın ekleri arasında yalnızca dilekçe ve kimlik belgeleri yoktur. Geldiğim üniversiteye ait resmî transkript belgesi de dosyada yer almaktadır. Hepsi buradadır; açık, resmî ve belgelidir. Pasaportum vardır.

Girdiğim sınavların hiçbirinde dersten kalmamışımdır. Dört üzerinden 2,50 not ortalamasıyla başvuru yapmışımdır.

Başvuru dilekçemin ekinde, ilgili fakülteye teslim ettiğim belgeler açıkça yer almaktadır. Öğrencinin aldığı dersleri ve akademik durumunu gösteren en temel belge, yani transkript, eksiksiz biçimde dosyaya konulmuştur. Ben de tam olarak bunu yaptım.

Nitekim az önce de ifade ettiğim gibi, yatay geçiş başvurum üniversite tarafından incelenmiş, derslerim tek tek değerlendirilmiş; hangi derslerden muaf olacağım, hangi dersleri almam gerektiği açıkça belirlenmiştir. Az önce sunduğum belgede bunların tamamı yazılıdır.

Bugün “şu belge yoktu”, “bu bilgi bilinmiyordu” gibi iddialar öne sürülüyorsa, bu iddiaların yapılan yatay geçiş işlemi karşısında hiçbir anlamı kalmamaktadır. Zira istenen belgeler, az önce gösterdiğim ilanda açıkça belirtilmiştir. Hepsi tek tek sunulmuştur.

"BU, BİR TUZAK KURMA GİRİŞİMİDİR"

Özetle söylüyorum: Her şey dosyadadır.

Bugün geriye dönüp “bilgi eksikti”, “üniversite yanıltıldı” demek; hem dosyanın içeriğiyle hem de üniversitenin en üst düzeyde yaptığı idari işlemlerle bağdaşmamaktadır. Bu, hukuki bir değerlendirme değil; kötü niyetle yapılmış bir tutumdur.

Bu, asılsız ithamlarla yürütülen, bir kurban yaratma çabasıdır. Bu, bir tuzak kurma girişimidir.

Ancak şunu açıkça ifade etmek isterim: Kim olursa olsun, hangi koşulda bulunursa bulunsun, hukuksuzluğa uğrayan herkes gibi ben de hayatım boyunca hukuk önünde hak arama mücadelesini sonuna kadar vereceğim.

Yıllar sonra bu sürecin sorgulanması, hukukun değil; hukuki güvenliğin tartışma konusu hâline getirildiğini göstermektedir. Şimdi, anlatımın ötesinde dosyanın en somut gerçeğini göstermek istiyorum.

Biliyor musunuz nedir bu? Anamın ak sütü kadar helal bir diplomam. Bu benim diplomam.

Ve bugün deniliyor ki: “Üniversite geri alacak.” Hadi oradan! Hadi oradan!

Bu diploma, İstanbul Üniversitesi’nin inceleyerek, araştırarak, ölçerek ve kabul ederek kendi iradesiyle verdiği resmî bir devlet belgesidir. Yıllarca geçerli sayılmıştır. Yıllarca devletin tüm kurumlarında kabul edilmiştir. Bugün üzerinde yazan tarih, imza ve mühür neyse odur.

Ben, bütün bu süreçlerden geçmiş bir belgenin yok sayılmasını kabul etmiyorum.

"35 YIL BOYUNCA SUSAN İDARE NEDEN ŞİMDİ HAREKETE GEÇMİŞTİR?"

Cumhurbaşkanı adayı olduğumu ilan ettikten sonra, 35 yıldır geçerli olan diplomam iptal edilmiştir. Bu bir varsayım değildir. Bu bir yorum değildir. Bu, takvimle sabit bir olgudur.

Sormak zorundayım: 35 yıl boyunca susan idare, neden tam da bu açıklamadan sonra harekete geçmiştir? Şimdi zurnanın zırt dediği yer geliyor. 

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İstanbul Üniversitesi’ne, 24 Şubat 2025 tarihinde bir resmî yazı gönderiyor. 

Bu yazı bir uyarı değildir. Bu yazı bir denetim değildir. Bu yazı açıkça tehdittir.

Yazıda aynen şu ifade yer alıyor: “Bahse konu diplomanın kullanılmaya devam edildiği (Yüksek Seçim Kurulu ve benzeri) bu kapsamda diplomanın dayanak gösterilerek kurulacak iş ve işlemlerin hukuka aykırı olmaması adına gerekli işlemlerin bir an önce yapılması…”

Şimdi bu cümleleri yavaş yavaş, kelime kelime okuyalım. “Diplomanın kullanılmaya devam edildiği” deniyor.

Nerede? Parantez açılıyor: Yüksek Seçim Kurulu. Parantez kapanıyor. Bu ne demektir biliyor musunuz?

Açıkça şunu söylüyorlar: “Bu kişi, bu diplomasıyla her an Cumhurbaşkanı adayı olabilir. Acele edin.”

Soruyorum: O tarihte bir seçim var mı? Yok. Peki lisans diploması neden gerekir? Sadece ve sadece Cumhurbaşkanı adayı olmak için gerekir. Anayasa’nın 101. maddesi bunu söyler. 4271 sayılı Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu’nun 6. maddesi bunu söyler.

"BU, KORKUNUN VE ACZİYETİN BELGESİDİR"

Türk siyasetinde üniversite diplomasının siyasi olarak tek belirleyici olduğu makam vardır: Cumhurbaşkanlığı. Başka hiçbir görev için bu şart yoktur. O yüzden bu yazıda özellikle “kullanılmaya devam edilen diploma” deniyor ve özellikle parantez içinde YSK yazılıyor.

Bu bir hukuki refleks değildir. Bu bir denetim değildir. Bu, ağır bir siyasi talimatın alarm hâlidir. Kanunla, hukukla, idari usulle ilgisi yoktur.

Bu, siyasi talimatın yargı eliyle uygulanma çabasıdır. Birbirine bakarak, kulak kabartarak, sürünerek o talimatın peşinden gitmenin acziyetidir. Utanç verici bir durumdur. “Bir an önce gerekli işlemleri yapın” deniyor. Acele edin deniyor. Neden?

Çünkü korkuyorlar. Ayıptır. Gerçekten ayıptır. Cesaretiniz yok. Mücadele etmeye cesaretiniz yok. Sandıkta yarışmaya cesaretiniz yok. Bu yüzden hukuka ihtiyaç duyuyorsunuz. Bu hukuk değildir. Bu, hukukun araçsallaştırılmasının zirvesidir.

Bir savcı, bir üniversiteye yazı yazarak, “Bu kişi aday olabilir, diplomasını iptal edin” diyebilir mi? Böyle bir yetki olabilir mi?

Bu, yargı eliyle koca İstanbul Üniversitesi’ni tehdit etmektir. Ve bunu yapan anlayış, bir de çıkıp “hukuk adına yaptım” diyecek.

Soruyorum: Ben korkulacak bir adam mıyım? Silah mıyım? Tehdit miyim? Hayır.

Ben sadece milletin karşısına çıkıp milletten oy isteyen bir siyasetçiyim. İstanbul’da milyonların oyunu almış, İstanbul’u yöneten bir Büyükşehir Belediye Başkanıyım.

Bu yapılan şey şudur: Milletin önüne çıkabilecek bir ihtimali, hukuk yoluyla daha doğmadan boğma çabasıdır. Böyle bir anlayış olabilir mi?

Bir vatandaşın, bir kurumun, bir üniversitenin bu şekilde hizaya sokulmaya çalışılması kabul edilebilir mi? Bu bir hukuk devleti pratiği değildir. Bu, korkunun ve acziyetin belgesidir."

NE OLMUŞTU?

İstanbul Üniversitesi, 18 Mart 2025’te İmamoğlu’nun 31 yıl önce aldığı İngilizce İşletme diplomasını, yatay geçişteki usulsüzlük iddiasıyla iptal etmişti.

İmamoğlu, 19 Mart 2025'te ise, “mali soruşturma” gerekçesiyle tutuklanmıştı. Ekrem İmamoğlu, bu işleme karşı “yokluk” ve “açık hata” gerekçesiyle dava açmıştı.

Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) atamalarıyla birlikte davaya bakan mahkeme heyeti değiştirilmiş, İstanbul 5. İdare Mahkemesi Başkanı R.Ş., İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Üyeliği’ne atanmıştı.

Diğer üye G.Y. de aynı mahkemeye geçerken, üye N.T.D. yerini korumuştu.

Öte yandan, normal şartlarda idare mahkemesi salonunda gerçekleşmesi beklenen duruşma, yapılan son değişiklikle Marmara Cezaevi Yerleşkesi'ndeki duruşma salonuna alınmıştı. 

Cumhuriyet



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


Diğer Haberler

Alay konusu olmuştu... AKP'nin o afişleri kaldırılıyor!

CHP lideri Özgür Özel’in “yalan ve iftira” diyerek suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladığı, AKP'nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni hedef alan afişleri İstanbul genelinde kaldırılmay...

RTÜK, kanallar ve platformlara ceza yağdırdı!

RTÜK, Show TV ve NOW TV kanalları ile Disney+ ve Spotify platformlarına ceza verdi. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Show TV ve NOW TV ile dijital platformlar Disney+ ve Spotify hakk...


Erbakan 'Sırada Türkiye var' diyerek uyarıda bulundu!

Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, “ABD, İran’a saldırmak için hazırlık yapıyor. Milli Görüş lideri Erbakan Hocamızın yıllarca ifade ettiği gibi, sırada Türkiye var. NATO ...

MSB'den önemli açıklamalar: İran sınırında ve Halep'te son durum

MSB, Suriye'deki son duruma ilişkin ''Suriye Hükümeti, Halep'te terörle mücadele operasyonunu başarıyla icra etmiştir. Sadece teröristleri hedef alan operasyon neticesinde, Suriye Hükümet...


Ulaş Karasu: Asgari ücretli de emekli de fitreye muhtaç!

CHP Genel Başkan Yardımcısı Ulaş Karasu, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, “Diyanet, 2026 yılı fitre miktarını günlük 240 lira olarak açıkladı. Tek kişi için aylık 7 bin 200, dört ...

Mersin Uluslararası Limanı'nda 298 kilogram kokain yakalandı!

Bakan Ali Yerlikaya, Mersin Uluslararası Limanı'nda 298 kilogram kokain ele geçirildiğini bildirdi. Kokainin ele geçirildiği konteynerde, yasal yükün yer fıstığı olduğu ve Brezilya'dan Tü...


Meteoroloji'den kuvvetli kar yağışı uyarısı!

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, 15 Ocak Perşembe gününe ilişkin hava durumu raporunu yayımladı. Rapora göre; Batı Karadeniz’in iç kesimleri, Orta ve Doğu Karadeniz ile Çankırı, Sivas, Nevşeh...

'Guinness başvurusu yapıyoruz, sahtekarlar sizi!'

CHP’nin 'Millet İradesine Sahip Çıkıyor' mitinglerinin yeni durağı Beşiktaş oldu. Miting alanına mesaj gönderen İmamoğlu "Yolumuz ne kadar uzun ve çetrefilli olursa olsun, kazanan biz ola...


Direksiyon Sınavlarında Yeni Dönem

Direksiyon sınavında başarısız sayılan bir adayın başvurusu üzerine Kamu Denetçiliği Kurumu devreye girdi. KDK, sınavların kamera ile kayda alınmasını tavsiye etti. Milli Eğitim Bakanlığı...

SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Meltem Cumbul kaybettiği ağabeyini anlattı: 'Benim kahramanımdı'

Son olarak Güzel Aşklar Diyarı adlı dizide izleyici karşısına çıkan oyuncu Meltem Cumbul, Ahmet Mümtaz Taylan’ın sunumuyla NTV ekranlarında yayınlanan Empati programına konuk oldu. Uzun s...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Sosyal Medya, Depresyonu Tetikliyor mu? Bilimsel Yanıt Geldi

25 bin öğrenciyle 3 yıl süren araştırma, sosyal medya ve oyun kullanımının gençlerde kaygı ve depresyonu artırdığına dair doğrudan bir etki olmadığını ortaya koydu. İngiltere'de yapılan kapsamlı bir araştırma, sosyal medyanın gençlerin ruh sağlığını olumsuz etkilediği yönündeki yaygın kanıya meydan okudu.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR