Yukarı
450187

Bakırhan’dan 'NATO Zirvesi' tepkisi: 'Ankara açık cezaevine çevrildi'

30 Haziran 2026 13:25

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Ankara’da yapılacak NATO Zirvesi’ne tepki göstererek, kentin “açık cezaevine çevrildiğini” söyledi. Zirve harcamalarını ve askeri bütçeleri eleştiren Bakırhan, “Gerçek kriz mutfaktadır, gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır” dedi.

DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin grup toplantısında konuştu.

Bakırhan'ın açıklamalarından satır başları şöyle:

"NATO toplantılarını parti olarak yakından takip ediyoruz. Çünkü NATO zirveleri, dünyanın hangi yöne savrulacağını herkesten önce haber veren açık sinyallerdir. Bu kürsüden de defalarca dile getirdik. Bugün kurallara dayalı uluslararası düzen ağır bir çözülme yaşıyor. Dünyada neredeyse herkesin gücü oranında yetki kullandığı, gücü kadar söz söylediği bir dönemden geçiyoruz.

Herkesin uyacağını söylediği kurallar çöküyor. Bunun yerini dünyada “gücü yeten yener” anlayışı alıyor. Kuralsızlık büyüdükçe diplomasi geri çekiliyor, savaş dili normalleşiyor. Öyle bir tabloyla karşı karşıyayız ki, savaş çığırtkanlığı yapanlara bile insanlar neredeyse normalmiş gibi bakmaya başladı. İşte tam da böyle bir kırılma anında NATO’nun ne işe yaradığını sormamız gerekiyor. Bir zamanlar “savunma ittifakı” olarak kurulan NATO, bugün artık bir savaş ve hegemonya aygıtına dönüşmüş durumda.

NATO ZİRVESİ

Genişleme politikaları yeni gerilim hatları yaratıyor. Üye ülkelere ağır askeri, mali ve sanayi yükümlülükleri dayatılıyor. Bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyor ve yaşıyoruz. Halkların bütçesi, güvenlik gerekçesiyle silaha aktarılıyor. Hepsinden önemlisi, bütün bunlar halkların gözünden uzakta, hiçbir denetime tabi olmadan kararlaştırılıyor. Şeffaflık yok, hesap verme yok. Bunu daha iyi anlamak için NATO’nun son yıllarda attığı adımlara bakmak yeterlidir. Çünkü her zirve, güvenlik başlığı altında dünyanın biraz daha savaş düzenine nasıl sokulduğunu gösteriyor.

 

Son beş yılda NATO, tehdit tanımını genişletti; Ukrayna savaşını yeniden yapılanmanın merkezine koydu, Avrupa sınırlarını aşarak küresel bir güvenlik blokuna dönüştü. Ve bu dönüşümün faturasını da halkların bütçesine yükledi. Çok uzağa gitmeden, sadece son beş yıla baktığımızda şu sonucu net biçimde görürüz: Güvenlik büyüdükçe demokrasi küçüldü. Halklar büyük acılarla ve ağır sorunlarla baş başa bırakıldı.

İşte tam da böyle bir konjonktürde 2026 NATO Zirvesi Ankara’da toplanıyor. Ankara’da toplanıyor olması tesadüf değildir. Çünkü küresel siyasetin hayati düğümü Ortadoğu’dur. Burası, bütün büyük kararların test edildiği coğrafyadır. Biz bu zirveyi, daha önce karar altına alınan NATO 2030 konseptinin devamı olarak okuyoruz. Yeni savaş ve güvenlik mimarisinin yeni halkası olarak görüyoruz.

Açık konuşalım: Halklara daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi, daha fazla barış vadeden bir toplantıdan söz etmiyoruz. Bu zirve, masaya daha fazla silah, daha fazla cephe, daha fazla gözyaşı getiriyor. Ankara’da yeni cepheler çizenlerin zirvesi kurulurken, biz burada ezilenlerin, savaştan bıkmışların, barışı hak edenlerin sesi olarak bir aradayız.

"ANKARA ADETA AÇIK CEZAEVİNE ÇEVRİLDİ"

Yeni cepheler açılmasına itiraz ediyoruz. Bunu kabul etmiyoruz. Şimdiye kadar söylediklerimiz, zirve daha başlamadan teyit edildi. Ankara’ya bakın; kent adeta açık cezaevine çevrildi. Bir zirveye mi hazırlanılıyor, savaşa mı hazırlanılıyor belli değil. Ellerinden gelse “evinizin penceresini bile açmayın” diyecekler. Koca başkent, birkaç protokol aracının rahat geçişi için resmen kapatılıyor. Bazı liderlerin sabah koşusu için parkların kapatılacağı konuşuluyor. Ankara’da yaşayanlar, kendi kentlerinde neredeyse fazlalık gibi görülüyor.

NATO PROTESTOLARINDA GÖZALTILARA TEPKİ

Zirve başlamadan yüzlerce arkadaşımız gözaltına alındı, 175 kişi tutuklandı. Bu tutuklamaların tamamı haksız, hukuksuz ve keyfidir. Gözaltında arkadaşlarımıza sorulan soruları okudum. Böyle bir saçmalık olamaz, böyle bir absürtlük olamaz. Ne yapalım, dünyada yeni savaş kararları alınırken alkış mı tutalım? Yok böyle bir dünya. Ortada henüz protesto yok ama gözaltı var, tutuklama var. Sabahın köründe kapıları, pencereleri kırarak yapılan gözaltılar var. İnsanları NATO’ya itiraz eder diye, savaş politikalarına karşı çıkar diye, emekten, doğadan, özgürlükten yana söz kurar diye tutuklayamazsınız. Gerçi burası Türkiye; bunu yapıyorsunuz!

GAZETECİLERİN KATILIMININ ENGELLENMESİ

Bu arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalıdır. Ankara’yı susturarak dünyaya demokrasi gösterisi yapamazsınız. Basına dönük tablo da aynı karanlığı gösteriyor. Üç bine yakın medya mensubu davet ediliyor ama Ankara’da yıllardır gazetecilik yapanların ve muhalif medyanın neredeyse tamamının katılımı engelleniyor. Bin bir türlü engel çıkarılıyor.

"İKİ GÜNLÜK ETKİNLİK İÇİN YAKLAŞIK 12 MİLYAR TL HARCANDIĞI İFADE EDİLİYOR"

Gelelim bu zirvenin asıl meselesine... İki günlük bir etkinlik için şimdiye kadar yaklaşık 12 milyar TL harcandığı ifade ediliyor. Mesela yolların yapımına 9,5 milyar lira harcanmış. Protokol yolundaki göz zevki için ise 69 milyon TL’lik dikey bahçeler yapılmış. Alçılar sıvalar boyanıp üzerine NATO ve barış afişleri yapıştırılmış. Yolların yapılması, çiçeklerin ekilmesi için bu memlekete illa bir askeri zirve mi gerekiyor? Hakkâri’nin yolu ne olacak? Halkın yıllardır beklediği hizmetler ne olacak?

Geçen yıl NATO’nun Hollanda zirvesinde, üye ülkelerin askeri harcamalarını yüzde 5’e çıkarma kararı alındı. Bunun Türkiye’ye faturası yılda 40 milyar dolar. Bu da bütçenin yaklaşık yüzde 11,5’ine denk geliyor. Yani bu 40 milyar dolarlık dayatma; eğitimden kısılan, sağlıktan kısılan, çocuğun kitabından, işçinin ücretinden, hastanın ilacından kısılan para demektir. İktidarın derdinin ne olduğu işte bu rakamlarda gizlidir. Ekonomide “tereyağı mı, tüfek mi?” diye bilinen bir ikilem vardır. Yani halkın refahından mı yanasınız, yoksa silahlanmadan mı? Bu iktidar cevabını çoktan verdi. Tereyağı halkın sofrasında yok. Bunlar toplumun karnını değil, güvenlikçi devletin silahını büyütüyor.

Bakın bugün Türkiye’de yoksulluk sınırı 114 bin 576 liraya dayanmış durumda. Allah’tan korkun! İnsanlar kirayı, faturayı, pazarı, okul masrafını düşünerek yaşıyor. NATO Genel Sekreteri Rutte, “Ankara’daki zirvede on milyarlarca dolarlık savunma anlaşmaları duyurulacak” diyor. Biz de buradan bazı gerçekleri tekrar duyuralım. Türkiye’de her 10 kişiden 6’sı borçlu. Hanelerin yüzde 51,8’i yoksullukla mücadele ediyor. Sosyal yardıma muhtaç insan sayısı 30 milyona yaklaştı. Türkiye’nin neredeyse üçte biri sosyal yardıma muhtaç hale geldi.

Ama gelin görün ki bütün bu veriler, iktidarın gözünde bir askeri zirve, bir askeri anlaşma kadar değer görmüyor. Çok açık şekilde ifade etmek istiyorum: Bu ülkede gerçek kriz mutfaktadır. Gerçek güvenlik sorunu halkın açlığıdır. Gerçek beka sorunu çocukların okula aç gitmesidir. Gerçek tehdit, halkın emeğinin savaş bütçelerine aktarılmasıdır. Halkların güvenliği, devletlerin silah deposunda değil; eşit, özgür ve demokratik yaşamda başlar.

Kalıcı barışın yolu; bölge halklarının, demokratik güçlerin, kadınların, emekçilerin ve inanç topluluklarının söz sahibi olduğu müzakere zeminlerinden geçer. NATO, dünyayı güvenliğe değil, savaşın gölgesine alıştıran eski bir korku mimarisidir. Bu yüzden halkların geleceği adına artık tarihin müzesine kaldırılmalı; yerini eşitlikçi, demokratik ve barışçıl bir uluslararası düzen almalıdır. Biz, Ankara’dan yükselen bu militarist vitrinin karşısına halkın sofrasını, barışın sesini ve demokratik yaşam hakkını koyuyoruz. Bunları savunmaya da devam edeceğiz. Bu vesileyle, 4-5 Temmuz’da Amed’de Ekonomi Konferansımızın yapılacağını da ifade etmek istiyorum.

'ÇÖZÜM' SÜRECİ

Türkiye’nin önündeki asıl yol, savaş mimarisine eklemlenmek değildir. Türkiye’nin önündeki asıl yol; Kürt meselesinde çerçeve yasayla barışı hukuka bağlamak, demokratik çözümü gecikmeden hayata geçirmektir. Önümüzde Türkiye siyasi tarihinin en büyük fırsatlarından biri duruyor. Barış ve Demokratik Toplum süreci ikinci yılına girmek üzere. Bu süreçte çok önemli adımlar atıldı. Silahlar yakıldı, Meclis komisyonu kuruldu, komisyonun İmralı ziyareti gerçekleşti. Bunların hiçbirini küçümsemiyoruz. Tam aksine, bu adımların üzerine inşa etmek istiyoruz. Peki bu tarihi fırsatı kalıcı barışa, onurlu yaşama ve demokratik geleceğe nasıl çevireceğiz? Bunun yolu çerçeve yasadır.

Yüz yıllık bir meseleyi şiddet zemininden hukuk zeminine çekmek küçük bir iş değildir. Bu yasa da o büyüklükte yazılmalıdır. Cesaretle yazılmalıdır. Toplumun kulağı bu yasadadır. Dağdan dönmeyi bekleyenlerin de haksız, hukuksuz şekilde cezaevinde olanların da sürgünde yaşayanların da evladını bekleyen annelerin de gözü bu yasadadır. Herkes şunu bilmek istiyor: Devlet sözünü hukuka bağlayacak mı? Bunun önündeki engel nedir? İnsanlar güvenle dönebilecek mi? Bu ülke barışı gerçekten ciddiye alacak mı? Çerçeve yasa bu soruların cevabıdır. Dar tutulmamalı, belirsiz bırakılmamalı, açık ve net olmalıdır. Çünkü hukuk yoksa güven olmaz. Güven yoksa dönüş olmaz. Dönüş yoksa barış kalıcılaşmaz.

Dönenler arasında ayrım gayrım yapılmamalıdır. Bazı yetkililerden duyuyoruz; “şunu kapsar, bunu kapsamaz” denmemelidir. Barışın kapısından içeri girmek isteyen herkese o kapı açık olmalıdır. İnsanların geleceğini bir memurun, bir savcının, bir mahkemenin keyfine teslim edemezsiniz. İstinaf mahkemesini görüyoruz. Eğer dönüş varsa güvence olmalıdır. Eğer hukuk varsa herkes için aynı açıklıkta olmalıdır. Kapsayıcı, cesur, muğlak olmayan; birilerinin insafına bırakılmayacak açıklıkta bir yasa yapılmalıdır. Bu yasa, dönmek isteyenin onuruyla dönebildiği gerçekçi bir yasa olmalıdır. Mesele birkaç maddelik teknik düzenleme değildir.

Mesele, bu ülkenin birlikte yaşama iradesini hukuka bağlamasıdır. Sözle başlayan barış, yasayla mühürlenmek zorundadır. Bu yasayı önemsiyoruz. Çünkü bu yasa aynı zamanda bir geleceği açma yasasıdır. Doğru, samimi ve cesur kurulursa, yüz yıllık bir düğümün çözüldüğü ilk büyük halka olur. Altını önemle çizmek isterim: Bu yasa “kim kazandı, kim kaybetti?” sorusuna göre ele alınamaz. Asıl soru şudur: Bu ülke artık birlikte nasıl yaşayacak? Halklar ve inançlar eşit, özgür, onurlu bir geleceği nasıl kuracak? Bu yüzden Meclis’e, iktidara, muhalefete ve bütün siyasi partilere sesleniyoruz. Bu mesele günlük hesaplara kurban edilemez. Barış bekletilecek bir dosya değildir. İyi ve hayırlı işlerde acele etmek gerekir. Barış gibi hayati bir işte gecikmek, kötülüğe alan açmaktır. Çünkü barıştan korkanlar var. Çünkü onlar için savaş bir kazançtır, kavga bir koltuktur, düşmanlık bir sermayedir.

"ÇERÇEVE YASA ERTELENEMEZ, SONBAHARA BIRAKILAMAZ"

Halklar yan yana geldiğinde bu sermayelerinin biteceğini biliyorlar. İşte bu yüzden gecikilen her gün, barışı boğmak isteyenlere verilmiş bir fırsattır. Hukuki düzenleme yapılmadıkça eski ezberler, güvenlikçi normlar ve çözüm karşıtı odaklar kendilerine zemin bulur. Bu nedenle çerçeve yasa ertelenemez. Sonbahara bırakılamaz. Bırakılan her adım, barışın önüne konulmuş yeni bir taş, yeni bir engel olur. Tarihin kapısı bugün açıktır. O kapı açıkken içeri girmek gerekir. Çerçeve yasa gecikmeden, korkmadan, açık ve güven veren bir içerikle artık Meclis’e gelmelidir. Bu ülkenin umudu daha fazla yorulmayı, çatışmayı, acı biriktirmeyi değil; artık hukuka kavuşmayı bekliyor. Bir kez daha diyoruz: Yasa hemen şimdi. Barış hemen şimdi."

Cumhuriyet



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


Diğer Haberler

AKP'den Özgür Özel'e 'AK Gençlik' yanıtı

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, "Erdoğan'ı, onun rejimini, onun sertliğini, onun nobranlığını, onun yasaklarını kutsayan ve halen daha onun partisinde işte 'AK Gençlik'. Yahu gençlikle bunların b...

Maden ocağında göçük; 1 ölü

Yanında bulunan arkadaşları tarafından göçük altından çıkartılan Arslantürk, için sağlık ekipleri çağırıldı. Ağır yaralı olarak maden ocağından yüzeye çıkarılan Mert Ali Arslantürk, ambul...


Numan Kurtulmuş'tan dikkat çeken 'süreç' açıklaması

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, süreç kapsamında hazırlanması beklenen düzenlemenin geçici ve müstakil olduğunu belirtti. Yasanın Meclis'in ortak kanaati ve ittifakla çıkartılacak yasa olma...

CHP'de 'butlan' MYK'si toplandı: Yeni ihraçlar yolda mı?

CHP'nin "butlan" yönetiminin MYK'si, Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında Genel Merkez’de toplandı. Toplantıda kurultay süreci ve örgüt yapısındaki değişiklikler ele alınıyor. Toplantıda çok ...


İBB davasında takvim netleşti: İmamoğlu ne zaman savunma yapacak?

İBB davasında takvim netleşti. Tutuklu cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun savunmasının 8-9 Temmuz tarihlerinde alınması bekleniyor. CHP'nin tutuklu cumhurbaşkanı adayı ...

Gökhan Günaydın, CHP Grup Başkanvekili görevine iade edildi

Mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığına atanan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından TBMM'deki grup başkanvekilliği görevinden alınan Gökhan Günaydın, yeniden görevine döndü. Mahkeme kararıyla C...


AKP'den gurbetçilere 'askerlik' muafiyeti geliyor

AKP’nin Askeralma Kanunu’nda yapılacak değişiklik teklifiyle yurtdışında yaşayan Türk vatandaşların bulundukları ülkede askerlik yapmaları halinde Türkiye'de askerlik yapmamalarının önü a...

Özgür Özel'den 'yeni parti' için net mesaj: 'Eğer CHP'de işgal sona ermezse...'

CHP lideri Özgür Özel, "yeni parti" tartışmalarıyla ilgili "Vatandaşlarımızı dinlemeye, istikameti vatandaşa sormaya devam ediyoruz. Eğer CHP'de işgal sona ermezse milletimizi asla seçene...


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

'Halka'nın Samara'sı Daveigh Chase'in ölüm nedeni belli oldu

Dünyaca ünlü "Halka" (The Ring) filminde canlandırdığı Samara karakteriyle tanınan 35 yaşındaki ABD'li oyuncu Daveigh Chase yaşamını yitirdi. Los Angeles Adli Tıp Kurumu tarafından yapıla...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Masa başı çalışanlar dikkat: Her saat başı 5 dakikalık mola verimliliği artırıyor

Columbia Üniversitesi tarafından yürütülen yeni bir araştırma, masa başında uzun süre hareketsiz oturmanın sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmanın en etkili yolunu ortaya koydu. Bilim insanları, iş akışını bozmadan verimliliği, ruh halini ve odaklanmayı artırmak için her saat başı beş dakikalık yürüyüş molaları verilmesini öneriyor.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR